Ölümsüzlükteki Teknoloji
Geri Dön EN ANA SAYFA HAKKIMDA BLOG SAYFAM

Ölümsüzlükteki Teknoloji


Ölümsüzlük, hayatta en çok istediğimiz şey. Hatta inançların çok olmasının sebebi. Aradaki çelişkiyi fark edebildiniz mi? Dinlediğimiz masallardan anladığımız kadarıyla insanlık var olduğu sürece hep var olmak istemiştir.   hayat, hayat suyu ya da bengi su kelimelerini bir düşünün. Hemen hemen her kültürde var. İçenlere sonsuz yaşama vaat ediyor. Hatta Zulmet adı verilen karanlık pınrlarda yetişiyor bir efsaneye göre. Acaba doğa ile insanlık bu karanlık pınara elindeki teknoloji feneriyle yakınlaşıyor mu? Açıkcası teknoloji felsefe ve bilim sayesinde bu pınarı keşfedebilir miyiz? Bu keşfetmeyi kar amacı edinmiş bir tesis dahi var. İsmi Cryonics. Bildiğiniz üzere teknoloji insanların amaçlarına en kısa yoldan ulaştırmaya çalışır. Bazı insanlar için en büyük amaç ölmemektir yada ruhsal ölümsüzlüktür.   Bazı kozmetik şirketler ve gençleştirme enstitüleri insanları yaşlanmasını sağlayan organizmalar bir tür hastalıktır der. Bu bir hastalıksa önüne geçmekte mümkündür. Ya dolaylı yoldan ya da direk olarak. Dolaylı yoldan kastım beynimizdeki a priorik zaman kavramının işleyişini değiştirip bir sanal dünya yaratmak. Direk yol ise hücrelerimizin devamlı yenilemesi ve anabolizmanın sürekli katabolizmadan yüksek olması. Tıpkı ‘’Yüzükler Efendisi, Hobbit’’ deki elf ırkı gibi. İkinci bahsettiğim olayı daha mümkün olarak düşünürsek gençleştirme enstitü var olduğunu varsayalım.   Düşünsenize her periyodik zaman diliminde düzenli olarak enstitü gidiyorsunuz. Yaşınız 75’den 65’a, 55’ye, 45’a, 35’a geriliyor. Tam hayatınızın eğlenceli bölümüne geri dönmek üzereyken araba kazasına kurban oluyorsunuz. Game Over! Ama bir ihtimal daha var, demiştik. O da sevmek değil maalesef :), teknolojiye göre akıl yüklemek upload etmek. Zaman kavramını değiştirmek. Bu metoda göre gelecekte beyniniz taranacak, yani sanal  bir kopyası çizilecek. Çünkü bu görüşte olanlar, insan beynini organik bir harddisk, organik bir bilgisayar olarak düşünüyorlar. Yani bizi biz yapan her şey onun içinde saklı. Hatta bir zamanlar onun kapasitesini 10 TB olarak hesaplayanlar vardı ama sanırım Western Digital 8 TB’lık hard diskleri piyasaya çıkardıktan sonra bu hesabın yanlış olabileceği ortaya çıktı. Şimdilerde bunun tam olarak hesaplanamayacağı ya da yüzlerce katı olabileceğine dair bazı araştırmalar var. Nasıl fotoğraflarımız kaybolmasın diye onları tarayıp sanal ortamlara yükleyebiliyoruz, gelecekte beynimizi tarayıp, anılarımızı Dropbox ya da Google Drive gibi bir yere yükleyebiliriz.   Gençleştirme enstitülerine göre bu çok daha iyi olmaz mıydı? Hatta bu upload etme fikrinden sonra ‘’keçilerimi kaçırdım, aklımı kaybettim’’ gibi deyimlerinde sonu olur. Hemen sanal kopyadan indiriver :).   Peki insana çok benzeyen bir robot düşünelim. Buna bizim Dropbox ya da Google Drive daki yedeklerimizi aktaralım yani eş zamanlı beyin fonksiyonu ve hafızasını çalıştıralım. Yani içimde bir ben var benden içeri değil de dışımda bir ben var benden dışarı gibi olursa? :) Bu da bana bir şey çağırıştırıyor.   O da ben bir beyin miyim yoksa beyin dışında bir bilinçten bahsedebilir miyiz? (Geldik yine materyalizm idealizm savaşına) . Bu konuyla ilgili de tartışmalar devam ediyor. Özellikle filozoflar bu işin etiğini konuşuyorlar. ‘’Mesela filozof David Chalmers bilimin doğası gereği nesnel olduğunu söylüyor. Oysa sahip olduğumuz bilinç yine doğası gereği özneldir. Bu yüzden asla bir “bilinç bilimi” olamaz. Bugüne kadar psikiyatristler davranışları nesnel yani objektif olarak incedi. Nörobilimciler beyni objektif olarak incedi. Ama kimse “   bilinç”ten bahsetmedi. Dolayısıyla bir gün aklımızı kopyaladığımızda, kopyalanan şey bir insandan çok zombi olabilir diyor. Biz biz yapan bilince sahip olamayacağı için. Buna karşı çıkanlar da var. Başka bir filozof Daniel Dennett (kendisi radikal ateisttir) beyni her şeyiyle kopyalayınca onun içindeki bütün fonksiyonların da kopyalanmış olacağını söylüyor. Şöyle düşünün. İçinde işletim sistemi de olan bir harddiski klonlarsak, sadece içindeki bilgileri değil, o bilgiler arasındaki ilişkiyi ve onları işleme metodlarını da kopyalamış oluruz. Tabi bu durumda bilinç dediğimiz şey işletim sistemi mi?’’ Şimdi bu tartışmaları bir kenara bırakalım varsayalım ki mümkün. Beynimize gerekenleri yaptık. Her şeyiyle. Ya sonra ne olacak? Hiç kimse bu konu hakkında hiçbir fikri yok. Bir den uyandınız Astral seyahat gibi bedeniniz yok. Fiziksel varlığınız son bulunmuş durumda. Sadece zihinsel aktivite edebiliyorsunuz, ne yabiliyorsunuz? Şuan ki hayatımız gibi her şeyi hissedebiliyor musunuz ki? Mesela vicdan, cesaret, aşk! Belki de belli bir süre sonra ölümsüzlük garip bir lanete dönüşmez mi?     Ölümsüz olabilmek için bengi suyu, hayat suyunu, ab-ı hayatı aramaya başladık. Nihayet onu bulduğumuz zaman her yer kapkaranlıktı.