Nietzsche Ve Derin Dindarlık
Geri Dön EN ANA SAYFA HAKKIMDA BLOG SAYFAM

Nietzsche Ve Derin Dindarlık


M. Heidegger: Nietzsche'yi ''Tanrıyı en tutkulu şekilde arayan son Alman filozof'' olarak tanımlar. Carl Jung ise ''Nietzsche ateist değildi, ancak Tanrısı ölüydü'' der. Nietzsche'nin ateist olduğunu söyleyen Fraser önemli bir soru sorar: O ne tür bir ateist idi? (Genelde bu soru pratik ateistti diye cevaplarlar.(Pratik ateist adlı yazıma buradan gidebilirsiniz.))Ancak bu ateizmin Tanrıya inkar anlamında bir ateizm olmadığını ortaya koyan şu bilgiyi paylaşır: ''İlk Hristiyanlar, Roma tanrılarına inanmadıkları için ''atheoi'' (tanrı tanımazlar) olarak adlandırıldılar ve Roma'da asıldılar.'' Peyam-ı Meşrık adlı eserinde İkbal, Nietzsche üzerine şunları dile getirir: ''Ses gök gürültüsünün sesidir. Tatlı şarkılar bekleyen ondan uzak durmalıdır. Batı'nın kalbine bir kılıç saplamıştır, elleri Hristiyanlığın kanı ile kırkızıl olmuştur. Putlar evini İslam'ın temelleri üzerine kurulmuştur, AKLI İNKAR ETSE DE, KALBİ İNANANDIR. '' Bu durumda Nietzsche'nin reddettiği, Hristiyanlığın kendi içinde ürettiği tanrılar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Nietzsche'nin bu tartışmalarında özellikle Hristiyanlığın adını anmış olması, bizzat dini kastederek konuşmadığını anlamamıza sebep olur. Hz. İbrahim olayını herkes bilir. Put olan tanrıları reddetmiştir. Buna da Hanif denilmiştir. Hanif İslam'a uygun bir kavramdır hatta Kuran-i Kerimde de övülmüştür. O zaman Nietzsche'nin ateizmi, hiçbir inancı olmama durumunu veya doğrudan tek Tanrı reddi içermez. Aksine Nietzsche'ninki sadece Hristiyanlığın insanları avutmak için öbür dünyaya tamamıyla bağlan illüzyonimsi bir etkiye başkaldırıdır. Nietzsche, Hristiyan ahlakının bir aldatmaca ve hayatın değerini olumsuzlayan bir etiksizlik olduğunu söyler. Onun bu söylediklerine cevap veremeyenler, ona hedef almışlardır. Hristiyanlıkta sürekli ertelenen bir dünya vardır ve bu dünya karanlıklarla doludur. Hristiyan Tanrısına öldü hükmünü veren Nietzsche, hayatı olumlayan kurtuluşu aramaya başlar. Kiliseleri Tanrı'nın mezar çukurları olarak adlandıran Nietzsche'nin şu iç çekmelerine kulak verelim:

Nietzsche hedef tahtasına Tanrıyı değil, aslında Hristiyan kurtuluş fikri tarafından Avrupa kültürüne giydirilen düşünce biçimlerine oturtur. Haklı olarak Tanrının, Tanrı gibi olmayan ama aynı rol biçilen yanlış bir figürle (Hz. İsa ile) yer değiştirmesine itirazı vardı. Ona göre Hristiyanlık hastalığı iyileştirmesi gerekirken hastayı daha kötü yapmıştır. (İnsanlık hastalığı) Ve insanlık o ilaca muhtaç hale gelmiştir. O kadar asır skolastik örtünün altında kalmıştır Avrupa. Hristiyanlık iyileştirmez, aksine anestezi yapar. (Din, insanlığın afyonudur. Karl Marx) Acıyı tutar ve insanları, acının yokluğunun kurtuluş ile aynı olduğunu ikna eder. Nietzsche, Budizm'i de bununla suçlar. Ama İslam'a bu suçlamayı yöneltmemektedir. Bu tür anestezi görevi gören bütün inançlara savaş açmıştır Nietzsche. Savaş ve acıyı övmeyen, ama kabul eden bir gerçekliği kabul etmek gerekir. Nietzsche, acıyı avuntularla üstünü kapatan bütün hayatın mahvettiğini ve insanı var olmak duyusunu elden aldığını inanır. Dolayısıyla Nietzsche, dine değil dini zayıflatan din formlarına ve Hristiyanlığın tamamına karşıdır. Ona göre din kolektif hafıza ve yaşamla ibadetlerle hazzı ortaklaştırır, insanları ortak bir ırmağa katar ve onları, keyif verici bir gerçekliğe ortak eder. Ayrıca Nietzsche'nin kardeşine yolladığı mektubu sizlerle paylaşmak isterim. Son bir sorum daha var: Gençliğimizden bu yana bütün kurtuluşun İsa'dan başka birinden, örneğin Muhammed'den geldiğine inanmış olsaydık, aynı lütufları tecrübe edeceğimiz aşikar değil midir? Bir diğer size göstermek istediğim şey Nietzsche'nin Aforizmalarından; Bizim Avrupa kültürümüzle karşılaştırıldığında, ondan daha derin, daha gelişkin olan İslam kültürünü yok etmek yerine, onun önünde diz çökmeliydik. Roy Jackson Nietzsche ve İslam'da şu üç "sorunun" cevabını aramaktadır: Nietzsche İslami geleneğe karşı bu kadar cömert bir tavır sergilerken, Batı Hristiyan geleneğini neden eleştirmektedir? Nietzsche'nin ahlak ve siyasal felsefe gibi konulardaki görüşlerinde din ne kadar önemliydi? Bu durum bizlere çağdaşlık karşısında İslamın cevabını anlamak için ne gibi bir katkı sağlamaktadır? Nietzsche'nin kendine özgü bakış açısı ve metodolojisi, Kur'an, Peygamber ve "dört halifenin uygulamaları" gibi birtakım anahtar İslami paradigmalar konusunda bizlere nasıl yardımcı olabilir? Nietzsche ve İslam, Nietzsche'nin din üzerine görüşleri hakkında özgün ve yeni bir bakış açısı sunmakta ve İslamın anahtar paradigmaları olarak görülen konulara, felsefenin önemli bir katkı sağladığını göstermektedir. Nietzsche, Hz. İsa'yı, otoritenin kurallarını yücelttiği değerleri sorgulayan 'yüce insan' olarak adlandırmıştır. Fakat Hz. İsa'nın öğretileri toplum tarafından çalınmış ve ihtiyaçlar doğrultusunda değiştirilmiştir. Bu da körelmeye ve yozlaşmaya sebep olmuş, insan süper insana dönüştürülmüştür. Nietzsche, insan olan Hz. İsa'yı değil, sürü tarafından yaratılan Mesih olan Hz. İsayı eleştirmiştir. Bu belirtileri İslamda göremiyoruz. İkbal, Nietzsche'nin Zerdüşt'ü gibi, Hz. Muhammed'i kurtarıcılık konusunda ilk örnek olarak görmüştür. Cesaret ve dürüstlüğü kaplayan yeni bir ahlak metafiziği oluşturan, putları uzaklaştıran Hz. Muhammed, o zamanki insanlık durumunun kurtarıcısı olduğunu: Cahiliye, hiçcilik ve yozlaşmanın esiri olan insanlık kurtarıcısı. Esrar-ı Hodi (Benliğin sırları) adlı kitabında İkbal'in dillendirdiği gibi: ''Dünyamız sana güzel geliyor mu?'' dediler. ''Hayır, gelmiyor'' dedim. ''Boz onu'' dediler. Kişiyi öyle bir yere çıkar ki kaderden önce Tanrı insana sorsun ''Ne istersin?'' Daha korkusuz yürü hayat yolunda, çünkü bu koca evrende, kimse olmayacak yanında. İnsan burada bireyselciliği hissedebilir. İnsan, dünyada var olan her şeyin üstündedir ve görevi, hayata evet demektir. Nietzsche'ye göre inanç, hayatın yeni bir hayatın olunmasıdır. İnancın bu iddiası sebebiyle her yeni inanç, direniş ile karşılaşır. Ancak insanlar en sevdiklerinden, onlar için değerli olandan ayrılmak istemezler. Nietzsche'nin din eleştirisi, Hristiyanlıkla bürünmüş Platonculuğun uyarısından başka hiçbir şey değildir.O, ''Tanrı Öldü!'' dediğinde, bununla duyu üstü dünyanın, yani Platoncu metafiziğin eski gücünü artık kaybetmiş olduğunu ilan etmektedir. Bu sözlerimle yazımı bitirmek isterim: Belkide, Halkın Platonculuğunu görerek Hristiyanlığı en sert biçimde eleştiren Nietzsche, hayatı evetleyen bir din olarak İslam'ı yüceltmekten geri durmamıştır.